Anasayfa Haberler Silistre (Bulgarca: Силистра)
Silistre (Bulgarca: Силистра) PDF Yazdır e-Posta
peperuda tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 06 Mayıs 2009 00:00

Silistre (Bulgarca: Силистра / Silistra, Rumence: Durostor), Bulgaristan'ın kuzey doğusunda, Dobruca bölgesinde, Tuna kıyısında bulunan bir şehirdir. Silistre ilinin idari merkezidir.

Silistre'de, Abdülmecit döneminde yapılmış Mecidiye Tabya kalıntıları

Bütün Güney Dobruca (Romencesi Cadrilater) gibi 1912-1940 yılları arasında Romanya egemenliğinde kalmıştır. Bu şehirde önemli bir Türk nüfusu yaşamaktadır

Türk Tarihinde Silistre

Silistre, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında ve 1853-56 Kırım Savaşının başlarında Rus ve Osmanlı orduları arasında şiddetli çarpışmalara sahne oldu.

Silistre Kuşatması, (14 Nisan - 23 Haziran 1853) Kırım Savaşının dönüm noktalarından biridir.

General Ivan Paskeviç(Ivan Paskevich) komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı.

General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mikhail Dmitrieviç Gorçakov'du (Mihail Dimitrieviç Gorchakov). Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 30.000'den giderek 50.000'e kadar yükseldi.

Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir rusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m. uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı.

 

"Takvime baktığımızda 15 mayıs 1854'ü görüyoruz. Rus ordusu, savaş açtığını dahi ilan etmeden Osmanlıların Eflak ve Boğdan dedikleri Romanya ve Moldova'ya girmiş, Tuna'nın güneyine geçmek için kilit noktalardan olan Silistre'yi aşmak istiyordu. 80 bin kişilik rus ordusu şehri kuşatmış, dev toplarıyla saldırıyordu. sadrazam'ın ordusu Şumnu'daydı; ama bir başka cephede savaştığı için yardıma gelemeyeceğini bildirmiş, 'başınızın çaresine bakın' mesajını göndermişti. bütün dünya, yenilmez Rus ordusunun Silistre' yi 3 günde geçeceğini ve Edirne'ye kolayca ineceğini tahmin ediyordu.
Duvarları toplarıyla yıkan rusları, surun içine yeni bir sur yaparak durduran Musa Hulusi paşa, 10 bin kişilik bu inanılmaz direnişçisiyle 80 bin mevcutlu mağrur Rus ordusunu önüne katarak kovalamış ve aslında çarlığı çökerten düğmeye basmıştı. İngiliz ve Fransızlar ancak bu zaferden sonra Rusların "da" yenilebileceğine inandılar ve bizim yanımızda savaşa girmeyi kabul ettiler."

 

 

Ancak Osmanlı'yı yeterince tanımayanlar tahminlerinde yanılmakta gecikmeyeceklerdi. İşin ilginç yanı, yanılanlar arasında, o zamanlar Amerika'da bir gazeteye günlük yazılar yazan iki arkadaş, komünizmin kurucuları Marx ve Engels de vardı. Nitekim Engels, temmuz 1854'te "New-York Daily Tribune"e yazdığı bir makalede cihanı ele geçirmeyi hedefleyen Rus planlarını ne Fransızların, ne de İngilizlerin bozabildiğini, bu planın Türkler tarafından Silistre' de geri çevrildiğini yazmaktadır. Kainata hakim olmak isteyen Rusların şu "basit" Silistre kalesinin anahtarlarını dahi ele geçiremeyişlerinin onların planlarındaki kofluğu gösterdiği tespiti, yine Engels'e ait. Komünist Engels bakın Silistre'yi nasıl anlatıyor:

 

 


 


"Savaşın başından bu yana cereyan eden askerî olaylar arasında en önemlisi, kuşku yok ki, Silistre kuşatmasıdır... Biz kuşatmanın ileri aşamasında Türklerin Arap Tabyasını savunmaktan vazgeçmek zorunda kalabileceklerini düşünmüştük. Oysa Türkler bu hisarın savunmasını bırakmamışlardır... Mareşal Paskeviç, açıklanması imkânsız silahlı gösterilerinden birini daha yaptı, kaleye 31 tabur, 40 süvari bölüğü ve 144 sahra topçusuyla yeni ve büyük bir yoklama saldırısına girişti... Ancak saldırı, Türkler üzerinde hiçbir etki bırakmadı. Tam tersine Türkler, düşman üzerine 4 bin süvari çıkarttılar... Arap Tabyasının Hasan Paşa komutasındaki 4 taburla 500 başıbozuktan oluşan savunma güçlerinin tutumu, en yüksek övgüye hak kazanmış bulunuyor. Savaş tarihinde Arap Tabyası gibi bir diş tabyanın böylesine dayandığı bir başka olay bilmiyoruz."

 

 

 

Sonuç

Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. "Silistre Müdafaası" üzerine destanlar ve marşlar (Bkz. Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Bkz. Namık Kemal: Vatan, Yahut Silistre) yazıldı.

Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.

Kaynakça

· BLAKE, R.L.V.ffrench: The Crimean War; Londra: Sphere

Vatan Yahut Silistre

Vatan Yahut Silistre Türk Edebiyatı'nın batılı anlamda yazılıp oynanan ilk tiyatro yapıtıdır. Namık Kemal tarafından yazılmıştır.

Namık Kemal, bu ilk piyesiyle vatanperverlik ve kahramanlık duygularından işe başlamıştır. Halkta bu duyguları harekete geçirmek isteyen bu dram, 1853 Türk-Rus Savası'nda gönüllü olarak cepheye giden sevgilisinin ardından, cephede O'nunla beraber bulunmak ve onunla aynı kaderi paylaşmak için asker kıyafetine girip, Silistre müdafasına iştirak eden genç bir kız ile genç bir adamın aşkı etrafında gelişerek, Türk askerinin vatan uğruna gösterdiği fedakârlığı canlandırır.

İçindeki vatanı şiir ve hitabetler ile devrinde muazzam bir heyecan yaratan bu eser, Türk Tiyatrosu'nu bulunduğu seviyeden çok ileri götürmüştür. Piyes, mevzuundaki basitliğe rağmen çok sevilmiş, Avrupa'da alâka uyandırmış, temsilinden üç yıl bile geçmeden Rusça'ya, daha sonra da başka dillere tercüme edilmiştir. Namık Kemal'in en fazla münakaşa ve eleştiriye maruz kalmış piyesi budur.

Vatan Yahut Silistre, Namık Kemal'in, sağlığında sahnelenişini gördüğü tek oyundur. Namık Kemal'in kişiliği ve tiyatro tarihi açısından önemlidir. Namık Kemal'in Magusa'ya sürülmesine sebep, bu oyunun oynatılmasıdır. Doğurduğu ilgi dolayısıyla, tiyatro eseri yazmak hevesini uyandırmıştır.

Pekçoğumuz çeyrek asır sonrasının Plevne savunması hakkında yarım yamalak da olsa birşeyler duymuşken silistre adının kulaklarımıza bu kadar uzak olması tarihimize ne kadar da yabancılaştığımızın kanıtlarından biri aslında, zira bu mücadelenin dahil olduğu Kırım savaşı, modern savaş ve* yeni Avrupa tarihinin de önemli kilometre taşlarından birini oluşturuyor.

Tırgovişte’ yi yazınca annem tutturdu benim memleketimi de yaz diye. Kıramadım, ayrıca çok da mutlu oldum. Seviyorum bu şehri her gittiğimde oraya gitmesem Bulgaristan a gittim saymam kendimi. Orda büyüdüm, orda okudum, güldüm, ağladım, düştüm, hastalandım, eğlendim ve… oradan göçtüm.

Dün gibi hatırlıyorum oranın bayramlarını, bahar bayramlarını (Lazarski) ve Hıdırlez ve 1 Mayıs kutlamalarını ve Harman zamanını.

Bayram sabahları erkenden uyanırdık, bayramlıklarımızı giyerdik (geceleri zaten kucağımızda ayakkabılarımızla uyurduk) ve camiye koşardık. En çok şeker orda toplanırdı. Büyüklerimizin ellerini öpüp grında şekerlerimizi isterdik hele de harçlık tutuşturulur mu elimize, yaşadık.

Bahar bayramında (Lazarski Praznik) ise Bulgarlara ait özel bir hamur işi olan Kozunak yapılır, yumurtalar çeşit çeşit boyanır, kurabiyeler yapılır ve kızlar sepetlerini ellerine alır yumurta toplar ve bahar şenlikleri yapılır, piknikler düzenlenirdi.

Harman Zamanı

İlk harman başlamadan önce kızlar ellerinde çöreklerle üzerinde tuz ve poy olmak üzere ve bir bakırda ayranla gelirler, Bereket için şiirler ve türküler söylerdik, sonra ekini toplayacak olan amcalara ekmekten ve ayrandan ikram ederdik ve harman ondan sonra başlardı.

Tuna nehri

Sende ne hikayeler var kimleri saklıyorsun göğsünde kim bilir, yüreğini açsak neler anlatacaksın kimbilir bize. Göç sırasında parçalanan aileleri mi kavuşamayan sevdalıları mı, askerini beklerken dalgalarınla kıyıya vurduğun asker kasketini mi.

 

 

Pazartesi, 03 Ağustos 2009 11:23 tarihinde güncellendi